Kızıldere Katliamı’nın ardından, Ertuğrul Kürkçü, çıkarıldığı ilk duruşmada hüviyeti tespit edilirken (THA’nın telefotosu)

SEK100.0SEK1,000.0

Arkasında “Telefoto, Ankara THA . Bu sabah, üç arkadaşı ile birlikte duruşmasına başlanılan Ertuğrul Kürkçü, mahkemede hüviyeti tesbit edilirken…“ yazan 12 x 18 cm ölçüsündeki orijinal telefotografın, boyut, biçim ayarları düzeltilerek yüksek çözünürlükte taranmış görseli.

Clear

Share

Email

Açıklama

Kızıldere Katliamı
Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna güvenlik güçlerince öldürüldü; Ertuğrul Kürkçü yakalandı. Kızıldere Katliamının sorumluları hala serbest.

Kızıldere Katliamı, Türkiye devrimci sosyalist hareketinin tarihinde bir dönüm noktası. 12 Mart muhtırası sonrasında devlet şiddeti artarken, Türkiye Halk Kurtuluş Parti-Cephesi (THKP-C) ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) militanı 11 kişi Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemeye çalışırken Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kıstırıldılar. Aşağıda o günlerin hikayesi…

İstanbul’da Ulaş Bardakçı’nın öldürülmesi ve Ziya Yılmaz’ın ağır yaralı olarak yakalanması, Orhan Savaşçı ve arkadaşlarının tutuklanması, ardından Koray Doğan’ın öldürülmesi ve Oğuzhan Müftüoğlu’nun da tutuklanması üzerine, tasarlanan birkaç umutsuzca çıkışın ve Ankara’da ya da başka bir büyük kentte barınma olanağının olmadığının görülmesi üzerine asıl örgütlenmeden geriye kalan iki kişi Mahir Çayan ve Ertuğrul Kürkçü, THKO üyeleri Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte, THKP-C’nin Doğu Karadeniz’deki kitle çalışmalarından edindiği ilişkiler alanına geçmek üzere yollarda yapılan sıkı aramalardan kurtulabilmek için makarna yüklü bir kamyonun yükleri arasına gizlenerek Fatsa’nın Yapraklı köyünde Ahmet Atasoy’un bir akrabasının evine yerleştirildiler.

Cezaevinden kaçıştan başlayarak yapılması mümkün ve gerekli ilk girişimin Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının önlenmesi olduğu düşüncesinin aralarında sürekli olarak güçlendiği topluluğun eline Fatsa’ya yerleştikten sonra Ankara ve İstanbul’da sahip olmadıkları kadar elverişli bir imkan geçti: Varlığı daha önceden bilinen ve belirlenmiş olan NATO dinleme üssünde görevli İngiliz personeli. Kısa bir durum muhasebesinin ardından CHP’nin üç THKO’lunun idam cezalarının yerine getirilmesine ilişkin TBMM kararına Anayasa Mahkemesi’nde yaptığı itirazın sonucunun beklenmesi ve idamları önleyecek başka hiçbir yasal yol kalmadığında İngiliz görevlilerin rehin alınarak idamların yerine getirilmesinin engellenmesine karar verildi. Ancak, bu kararın yerine getirilebilmesi için gerekli bilgi, araç, barınma olanakları ve ilişkiler, kısacası yerel örgütlenme, ancak seyrek bir sempatizanlar çevresinin gevşek örgütlenmeleri içinde vardı.

Beri yandan bürokrasi içindeki mücadele, 12 Mart sonrasında devletin korunabilmiş kimi yasallıklarının askeri diktatörlüğü kalıcılaştırma yanlısı güçler tarafından sürekli olarak aşındırılması biçiminde sürüyordu. Bir yandan Anayasa Mahkemesi’nde davaya bakılırken öte yandan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı infazlar için darağaçlarının hazırlanmakta olduğuna ilişkin bildiriler yayınlayarak Anayasa Mahkemesi’ni baskı altında tutmaya çalışıyordu. Devletin kurumları arasında idama mahkum üç devrimcinin hayatları üzerinde süren bu mücadelenin doğurduğu gerilimli ve belirsiz atmosfer içinde, henüz hazırlıkların tamamlanmadığı bir sırada grubun büyük kentle olan son bağlantısı da koptu. Artık yerlerinin devlet güçlerinin bilgisi içine girip girmediğinden hiç bir zaman emin olmayarak, arkadaşlarının idamlarını engelleyemeden yakalanmak ya da her türlü riski göze alarak harekete geçmek kararıyla, 25 Mart 1972 gecesi saat 19.30’da Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan ve Ertan Saruhan ellerinde kendilerine ait herhangi bir araçları olmaksızın yöredeki bir tanıdıklarının aracıyla Ünye’de İngiliz teknisyenlerin kaldığı apartmana keşif yapmaya gittiler. Evin önünde İngiliz görevlilere ait aracın durmakta olduğunu görünce, o gece İngilizleri kaçırmayı düşündülerse de çevrenin kalabalıklığından ötürü bundan vazgeçtiler. Geceyi Ünye’deki bir tanıdıklarının evinde geçirdiler.

26 Mart 1972 sabaha karşı devlet güçleri, kalabalık komando birliği, özel görevliler ve polis birlikleri ile Ankara’da elde ettikleri bilgileri değerlendirerek Ünye’deki bağlantı noktalarını ele geçirmek ve ardından aranmakta olan THKP-C ve THKO üyelerini yakalamak üzere Fatsa’yı abluka altına aldılar. Daha sonra 1979’da Fatsa Belediye Başkanı olan terzi Fikri Sönmez ve çırağını gözaltına alan devlet güçlerinin kendi yerlerini öğrenmek üzere onları işkence altında sorgulamakta olduğunu öğrenen grup iki seçenekle karşı karşıya kaldı; ya İngiliz görevlileri de yanlarına alarak Ünye’den ayrılacak ve arkadaşları Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Saffet Alp ve Ömer Ayna’nın bulunduğu Kızıldere köyüne ulaşacaklardı ya da etkili herhangi bir eylemde bulunma olasılığı bulunmayan bu köye kendi başlarına gitmenin yolunu bulacaklardı. Aralarında yaptıkları tartışmada birinci seçeneğin uygulanması kararlaştırıldı. İngiliz görevlilerin araçları kaldıkları konutun önündeyse onları kaçıracak ve birlikte gideceklerdi. Değilse, yakalanmadan önceki son şansı kullanarak zorunlu olarak Ünye’den ayrılacaklardı. Yapılan keşifte İngilizlerin arabasının yerinde durduğu belirlendi ve eylem gerçekleştirildi. Üç İngiliz görevli alındı. Geride kalanlar bağlanarak hareket edemez hale getirildi ve Mahir Cayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy ve Nihat Yılmaz, Kızıldere köyüne doğru İngilizlerin aracıyla yola çıktılar. Kızıldere köyüne tırmanan toprak yolun başında Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz’dan ayrılan grup, rehinelerle birlikte arkadaşlarıyla birleşmeye giderlerken Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz da aracı uygun bulacakları uzak bir yerde terkederek Ankara ya da İstanbul’a gitmekle görevlendirildiler.

Kızıldere’de

Soğuk ve rüzgarlı bir havada yokuş yukarı tırmanarak ancak gün ağarırken köy civarındaki ağıllara ulaşabilen grup, görünmemek için ağıllarda saklandı. 27 Mart 1972 gecesi yanlarında rehineleriyle birlikte, arkadaşlarının da kalmakta olduğu Kızıldere köyü muhtarının evine ulaştılar. 27 Mart 1972 sabahı İngiliz görevlilerin evine gelen hizmetlinin durumu polise bildirmesi üzerine, bütün bölgede topçu keşif uçakları ve helikopterlerle keşif uçuşlarına başlayan askeri birlikler aramalarını sürdürürken Kızıldere köyüne ilk giden grubun bağlantılarını kuranların ele geçmesi ve Niksar’daki bağlantı unsurunu açıklaması üzerine bu kişi 29 Mart 1972 günü yakalandı ve çok geçmeden güvenlik güçlerine muhtarın evini değilse de köy civarını tarif etti. Bu arada topçu keşif uçakları kar üzerinde Kızıldere köyüne çıkan yolun başında İngilizlerin aracının tekerlek izlerini tesbit ettiler. Nihayet aynı gün Niksar ilçesi girişinde Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz’ın bıraktıkları araba bulunduğu gibi, İstanbul ya da Ankara’ya gitmek yerine geriye Kızıldere’ye dönmeyi daha güvenlikli bulan Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz dönüş yolu üzerinde çevre köylerden ekmek alırlarken kuşku uyandırdılar. Bütün belirtilerin Kızıldere köyü dolayını işaret etmesi üzerine 30 Mart 1972 sabah 05.00’de bilgi edinmek için köy muhtarının evine gelen jandarmalara muhtar önceden hazırladığı ihbar mektubunu vererek arananların evinde kaldığını bildirdi.

Evin ve köyün sarılması üzerine evde sıkışıp kalan THKP-C üyeleri Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy ile THKO üyeleri Cihan Alptekin ve Ömer Ayna teslim olmamayı, taleplerine olumlu karşılık verilmez ve üzerlerine ateş açılırsa İngiliz rehineleri, bıraktıkları ültimatomda belirtildiği biçimde öldürerek sonuna kadar çarpışmayı kararlaştırdılar. Evin giriş ve çıkışlarını hububat ve un çuvalları, dolap, yastık ve yataklarla tahkim ederek, evin çatısında delikler açarak çevreyi gözetlemeye başladılar. “Teslim ol” çağrılarını reddettiler. Öğleden sonra saat 14.00 sularında İngilizlerin kendilerine çatıdan gösterilmesi ve kendileriyle konuşturulmasını isteyen çevreyi kuşatmış binlerce asker ve polisten oluşan birliklere İngilizleri gösterip konuşturdular. Kısa bir süre sonra içlerinden birinin çatıya çıkması ve görüşme yapılması isteğine uyarak çatıya çıkan Ertuğrul Kürkçü, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Saffet Alp görüşmek üzere beklerlerken, ansızın üzerlerine önce tek tek, daha sonra çevredeki makinalı tüfek yuvalarından yaylım ateşi açıldı. Bu ateşin kimin emriyle açıldığı ve neyi amaçlamış olduğu bugün de açıklığa kavuşmuş değildir. Teknisyenleri ve devrimcilerin tümünü uzun bir kuşatmadan sonra sağ olarak yakalamanın askeri olarak mümkün olduğunu konuyla ilgilenen hemen hemen her uzman belirtmiştir.

Ancak amacın birarada kıstırılmış geniş bir önderliğin bir an öce temizlenmesi olduğu tahmin edilebilir. Kendilerini çatıdaki delikten eve atmayı başarabilen üç kişiden geride kalan Mahir Çayan başından yediği kurşunla öldü. Ardından daha önce alman karar uyarınca İngilizler öldürüldü. Kerpiçten yapılma evde kendi silahlarının atış menzili dışında kalan güvenlik kuvvetlerinin atışlarına karşı koyamayan, buna karşılık siper aldıkları duvarları delen makinalı tüfek mermileriyle isabet alan devrimcilerden Ömer Ayna gözünden vuruldu. Cihan Alptekin karnından yaralandı. Bir süre sonra ateş kesilip çağrılar yapıldıysa da kendilerini fiilen kurşuna dizmiş olan güçlerle görüşme yapmayı reddeden devrimciler evin sahanlığında toplandılar. Eve yapılacak yeni saldırıyı topluca karşılamak üzere el bombalarını hazırlayarak beklemeye başladılar. Ancak doğrudan değil, uzaktan tüfek bombaları ve roketatarlarla yapılan yeni saldırıda, topluca bulunulan sahanlığın bir bölümü isabet aldı. Bu isabetle tahrip olan bölümde el bombası taşıyanlardan birinin pimi çekilmiş bombası elinden fırlayınca ötekilerin de ortasında patlayan bomba bir dizi patlamaya yol açtı. Evin arkasından sahanlığa girilen ikinci girişi tutmakta olan Ertuğrul Kürkçü dışındakilerin önemli bir bölümü ölürken Ertuğrul Kürkçü evin bitişiğindeki samanlığa geçerek saklandı. Evden gelen silah atışlarının kesilmesi üzerine tarama atışları yaparak eve girenler can çekişmekte olan Saffet Alp’i kurşuna dizdiler. Evdekilerin tam sayısını bilmemeleri ve muhtar Emrullah Arslan’ın verdiği sayıyla ölülerin sayısının uyması üzerine hava kararırken cesetleri de alarak köyden ayrıldılar. Ertuğrul Kürkçü saklandığı yerden çıkamadı.

Ertesi gün ölülerini almak üzere gelen yakınlarının teşhisleri sırasında Ertuğrul Kürkçü’nün babasının ölenler arasında oğlunun bulunmadığını söylemesi üzerine yeniden yapılan arama sırasında Ertuğrul Kürkçü de yakalandı.

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinin tarihinde “Kızıldere Katliamı” olarak bilinen olay, gerçekleşmesi ve gelişmesi sürecinde Türkiye’de ve Türkiye dışında büyük tepkilere yol açtı. Ancak yapılan bütün yanlış bilgilendirme, saptırma ve spekülasyonlara karşın devletin bu “katliam”ı savunması ve meşrulaştırabilmesi mümkün olmadı. Halkın vicdanı Kızıldere’de öldürülenlerin yanında yer aldı.

Ancak, devletin özgül amaçları bakımından “Kızıldere Katliamı” hedeflerine ulaştı. Öncelikle THKP-C’nin önderliğine vurulan ağır darbe, yalnızca bu örgütün değil, sosyalist hareketin 1968’lilerin içinden çıkan önemli bir grup önderinin yokolmasına yol açarken özellikle THKP-C’nin atomize olmasına ve örgütsel olarak dağılmasına neden oldu. Sürekli ve güvenilir bir önderlik yoksunluğu sosyalist hareketin “devrimci” kanadında sonraki on yıl boyunca da esaslı olarak giderilemeyen bir önderlik bunalımına yol açtı.(SA/EÜ)

Aktaran Bianet. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi ‘nden alındı. İletişim Yayınları, Cilt 7, sf. 2185-88

Ertuğrul Kürkçü (d. 5 Mayıs 1948, Bursa), sosyalist aktivist, yayıncı ve yazar. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Onursal Başkanı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi.

68 kuşağının önemli isimlerinden olan Kürkçü, 18 Ekim 1970’te Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV – GENÇ) Genel Başkanlığı’na seçildi. Mahir Çayan ve arkadaşlarının 30 Mart 1972’de öldürüldüğü Kızıldere olayından sağ kurtulan tek kişi oldu. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı, ölüm cezasına mahkûm edildi, 1974’te çıkarılan genel Af Yasası ile cezası 30 yıla çevrildi; 14 yılını ceza evinde geçirdi. 1986’da yapılan infaz yasası değişikliğiyle serbest bırakıldı. Cezaevinde iken Karl Marx’ın biyografisini Türkçeye çevirdi. Serbest bırakıldıktan sonra, İletişim Yayınları için tasarladığı Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nin yayın yönetmenliğini yaptı.

Siyasi etkinliğini Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP) sürdürdü. 1996’da ÖDP’nin kurucuları ve Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasında yer aldı. ÖDP’deki ayrışmaların ardından oluşumuna katıldığı Sosyalist Emek Hareketi Parti Girişimi’nin (SEH) Sosyalist Cumhuriyet Kolektifi (SCK) ve Sosyalist Demokrasi Kolektifi’yle (SDK) birlikte 27-28 Mart 2010’da gerçekleştirdiği konferansta oluşturulan Sosyalist Gelecek Parti Hareketi’nin (SGPH) eş sözcüsüydü. Kürkçü, 2013’te SGPH, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Sosyalist Parti (SP) ve Sosyalist Birlik Hareketi’nin (SBH), bağımsız sosyalistlerle birlikte 2013’te oluşturdukları Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (SYKP) fahri üyesi, 2018’de de fahri Parti Meclisi üyesi oldu.

Ertuğrul Kürkçü 12 Haziran 2011 milletvekili genel seçimlerinde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile 13 sosyalist parti ve hareketin oluşturduğu Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku tarafından Mersin’den bağımsız aday gösterildi. Geçerli oyların yaklaşık % 9,70’ini aldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 24. Dönem Mersin Milletvekili olarak girmeye hak kazandı. Büyükbabası Kadri Ahmet Kürkçü TBMM 1. Dönem Diyarbakır ve 2. Dönem Siverek milletvekillerindendi.

Kürkçü, 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) adayı olarak İzmir 1. Bölge’den yeniden seçilerek milletvekili oldu. TBMM’nin hükümet kuramaması üzerine tekrarlanan seçimler sonucunda gidilen 1 Kasım 2015 milletvekili genel seçimlerinde de bir kez daha HDP adayı olarak İzmir 1. Bölge’den seçildi ve TBMM’ye girdi.

24. dönemde, Ekim 2013’e değin TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ile bu komisyonun Cezaevleri, Şiddetten Kaynaklanan Yaşam Hakkı İhlalleri, Kadına Karşı Şiddet ve Uludere Katliamı’nı inceleyen alt komisyonlarında ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türk delegasyonu ve AKPM Birleşik Sol Grubu içinde BDP-Blok Grubunun tek üyesi olan Kürkçü, Ekim 2014’ten başlayarak TBMM Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonlarında HDP Meclis Grubu’nu temsil etti. Kürkçü, 25. ve 26. dönemlerde de HDP İzmir milletvekili olarak TBMM Çevre Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yer aldı. AKPM’de Türk delegasyonu üyesi olarak Birleşik Avrupa Solu Grubunda yer aldı ve görev döneminin sonuna kadar Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

Ertuğrul Kürkçü, HDP tüzüğünün seçimle gelinen görevlerde iki dönemden fazla yer alınamayacağı ilkesi uyarınca 24 Haziran 2018 seçimlerinde milletvekilliğine aday olmadı. HDP Onursal Başkanı sıfatıyla Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliklerini sürdürüyor.

Kürkçü’ye milletvekilliğinin sona ermesinin ardından üyesi olduğu AKPM Birleşik Avrupa Solu Grubunun önerisiyle AKPM Onursal Üyeliği ünvanı verildi. Kürkçü bu sıfatla, AKPM tarafından verilen temsil görevlerini yerine getirebilecek.

Kürkçü Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin HDP’yi TBMM’den dışlamak amacıyla gündeme getirdikleri geçici anayasa değişkiliğinin MHP ve CHP milletvekillerinin desteğiyle parlamentodan geçmesi üzerine dokunulmazlığı kaldırılan 54 üyesi arasındaydı. 20 Mayıs 2016’da geçen değişiklikle birlikte TBMM’de bekleyen fezlekelerin işleme konulmasının ardından Kürkçü aleyhine 40 yılı aşkın hapis talebiyle 16 dava açıldı. Bu davaların dördünden beraat eden Kürkçü, 18 Aralık 2018’de Iğdır 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2016 Newrozunda yaptığı konuşma için 2 yıl ağır hapse mahkûm edildi ve dosya Erzurum Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun bir toplumsal ve demokratik mücadele birliğine dönüşmesi ve seçimlerde birliği bir ortak partiyle temsil etmesini amaçlayan Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) 15-16 Ekim 2011’de Ankara’da Türkiye’nin 21 bölgesinden gelen 1000’i aşkın delegeyle düzenlediği kongrenin açılış konuşmasını yapan Kürkçü, Halkların Demokratik Kongresi’nin Genel Meclis Divan üyeliğine ve dönem sözcülüğüne getirildi.

Kürkçü, Ekim 2013’te diğer üç BDP-Blok İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Levent Tüzel ile birlikte Halkların Demokratik Kongresi’nin mücadelesini politik alana taşımak üzere kurulan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) katılmak için BDP’den istifa etti. Kürkçü’nün TBMM komisyonlarıyla AKPM’deki görevleri de TBMM içtüzüğüne göre HDP’nin bir grup oluşturacak sayıda milletvekili bulunmadığı için sona erdi.

Ertuğrul Kürkçü 27 Ekim 2013’te toplanan 1. Olağanüstü Kongre’de Sebahat Tuncel ile Birlikte HDP Eş Başkanlığına seçildi. Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel eş başkanlık görevlerini 22 Haziran 2014’te toplanan HDP 2. Olağanüstü Kongresi’nde Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a devrettiler; Kürkçü HDP Tüzüğü’ne eklenen bir madde ile HDP’nin “Onursal Genel Başkanlığı”na getirildi; Kürkçü bu sıfatla HDP Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulları’nın daimi üyesi oldu. Kürkçü 6 Temmuz 2014’teki HDK Genel Kurulu’nda Sebahat Tuncel ile birlikte HDK eş sözcülüğü görevini üstlendi. Sebahat Tuncel’in 17 Ocak 2015’te Ankara’da toplanan HDK Genel Kurulu’nda görevi bırakmasının ardından Gülistan Koçyiğit ile birlikte yeniden HDK Eş Sözcülüğüne seçildi. Kürkçü bu görevini 14 Kasım 2016’da, Prof. Onur Hamzaoğlu’na devretti.

Kürkçü, 2011 milletvekili genel seçimleri için aday olduktan sonra, koordinatörlüğünü yaptığı ve gazeteci-yazar olarak çalıştığı bianet.org haber sitesini de kapsayan BİA (Bağımsız İletişim Ağı) projesindeki görevlerinden ayrıldı.

Kürkçü, 2002 – 2007 arasında siyaset ve kültür dergisi Siyasi Gazete’yi çıkardı. Siyasi Gazete’nin “eki” Sosyalist Emek’in ardından Eylül 2009-Ağustos 2011 arasında yayınlanan Sosyalist Gelecek Parti Hareketi’nin yayını Ekmek & Özgürlük’ün de editörüydü. Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (SYKP)yayın organı Siyaset Gazetesi’nde ve günlük Özgür Gündem gazetesinde köşe yazıları yazdı. bianet.org’a makaleleriyle katkıda bulunuyor.

Ertuğrul Kürkçü’nün Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi için yazdığı imzalı makaleleri bir araya getiren kitabı “İsyanın İzinde” Kasım 2013’te Dipnot Yayınlarınca yayınlandı. Kürkçü’yle cezaevinden çıktıktan sonra yapılan söyleşilerden bölümleri bir araya getiren “Pratiğin Aklı Teorinin Heyecanı” başlıklı derleme de Mayıs 2014’te aynı yayınevinden çıktı.

Kürkçü İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayımladığı Savaş ve İnsan: Türkiye’de Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlalleri adlı kitabı Türkçeye çevirdiği için 14 Mart 1997’de ertelemeli 10 ay hapis cezasına mahkûm edildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kürkçü’nün açtığı davada Türkiye’nin 2 bin 500 Euro ödemesine karar verdi.

Wikipedia

Ek bilgi

Archives

, ,

Yorumlar

Henüz bir yorum yok.

İlk yorum yazan siz olun “Kızıldere Katliamı’nın ardından, Ertuğrul Kürkçü, çıkarıldığı ilk duruşmada hüviyeti tespit edilirken (THA’nın telefotosu)”

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*